Alışveriş Listem

İrtibat:  (0364) 666 15 15

İSKİLİP

ŞEYHYAVSİ CAMİİ


Şeyh Yavsi Camii , Şeyhülislam Ebusuud efendinin babası olan şeyhyavsinin adının verildiği camii oğlu Ebusuud tarafından yapılmış ve aynı zamanda babası Şeyhyavsinin de türbesinin bulunduğu camiye babasının adı verilmiştir.


İSKİLİP DOLMASI

Osmanlı imparatorluğunun savaş yemeği olarak yediği ve yapılışının 10-12 saat sürdüğü şimdiki düğün yemeğidir.

 İSKİLİP DOLMASI . Çorum'un İskilip ilçesinde yapılan yöresel bir yemektir. Bir çeşit etli pilavdır. Türkiye'nin yemek çeşitliliği düşünüldüğünde hazırlama aşaması en zor olan yemeklerden birisidir denilebilir.Lezzet bakımından ise sıradan pilavlardan açıkça ayrılacak kadar özeldir.Evliya Çelebi, ünlü eseri ...



İSKİLİPLİ MEHMET ATIF HOCA'NIN KÜLLİYESİ

  

İskilipli Atıf Hoca şapka kanunu çıkmadan 1,5 yıl önce ve Bakanlık izni ile basılan " Frenk Mukallitliği ve Şapka"  kitabı sebebiyle 1926 yılında idam edilmiş

İskilipli Atıf Hoca, 1874'te İskilip'in Tophane köyünde doğdu. İlk eğitimini köyündeki medreseden alan Atıf Hoca, daha sonra İskilip'in tanınmış alimlerinden Abdullah Efendi'den fıkıh ve tefsir dersleri aldı. Ailesinin itirazlarına rağmen İstanbul'a giderek ilim tahsilini devam ettirmek istedi. Fatih Camii medresesinde ders gören Atıf Hoca 1902'de girdiği ruus sınavını vererek İstanbul müderrisliğine hak kazandı. Fatih medresesinde müderris olarak ders verirken aynı zamanda Darulfünun Üniversitesine devam etti. Darulfünun'un İlahiyat bölümünden mezun olan Atıf Hoca İstanbul Kabataş Lisesi'ne Arapça öğretmeni olarak atandı.

Medreselerin ve müderrislerin eksikliklerini gidermek için bir rapor hazırladı ve bu raporunu Maşihat-ı İslamiyye Dairesi'ne sundu. Fakat rapor köklü değişiklikler içermesi ve dairedeki bazıkişilerin çıkarlarına dokunması nedeniyle Şeyhulislamlık makamına şikayet edildi. Şeyhuilislam  Mehmet Cemalettin Efendi tarafından önce Bodrum'a daha sonra Kırım'a sürüldü. Kırım'dan Varşova'ya geçen Atıf Hoca, sürgün cezası bittikten sonra İstanbul'a dönen Atıf Hoca, Beyanül'l hak, Sebilürreşad, dergilerde makaleler yazdı. İttihatçılarla yıldızı barışmayan Atıf Hoca, 31 Mart olayından bir hafta önce yazdığı bir yazı nedeniyle tutuklandı. Fakat mahkeme suçsuz buldu ve serbest bıraktı. İttihatçılar, Atıf Hoca'ya devlet dairesinde görev vermeyerek onu eğitimle iştigal etmesinden uzak tutmak istediler.

Atıf Hoca medreselerde fahri olarak ders vermeye İttihatçılara karşı İttihad-i Muhammed-i içerisinde yer alır. Mebus seçilmesi ittihatçılar tarafından engellenir. Mahmut şevket Paşa'nın öldürülmesinde rolü olduğu gerekçesiyle İ İttihatçılar tarafından suçlanarak Divan-ı Harb'te yargılanır, suçlu bulunarak önce Sinop'a daha sonra Çorum-Sungurlu sonra da Boğazlayan'a sürgüne gönderilir. Sürgünde halka vaaz vermesi ve talebelere ders vermesi yasaklanır. 1.5 yıllık sürgün cezası sona erdikten sonra İstanbul'a gelir. Ebul2ula Mardin Huzur dersleri adlı eserinde suçsuzluğunun anlaşılmasına rağmen hiçbir görev verilmediğini söyler.

Alemdar ve Mahfel gibi gazete ve dergilerde yazılar yazan Atıf Hoca Şeriat Medeniyet-i , Mirat'ul İslam gibi eserlerini bu dönemde yazar. Eserlerinde medeniyet, terakki, eğitim sosyal hayat, İslam nizamı, örtünme, ahlak, hukuk gibi konulara vurgu yapar. Siyasi yazılar yazar ve İttihatçıların din-siyaset ayrımına karşı çıkar.

Mustafa Sabri Efendi sayesinde veliaht Vahdettin'le tanışır ve veliahtla kişisel dostluk kurar. Birinci Dünya Savaşı'nın sona İttihatçı liderlerin ülkeyi terk etmesiyle Atıf Hoca Fatih dersiamlığı görevine dönerek başta fıkıh ve tefsir, Arapça dersleri vermeye devam eder. 1918'de hilafet-i aliye ve Medresetül Kudat'ta da dersler verir.

Hürriyet ve İtilaf Partisinin İktidara gelmesi ile İptida medresesinin umum müdürlüğüne getirilmişse de Hürriyet ve itilafçıların İngiliz yanlısı siyaset izlemelerine Alemdar gazetesinde yazdığı yazılarla karşı çıkmıştır.  İskilipli Atıf Hoca Mondros mütarekesine ilk tepkiyi koyanlardan birisidir. Yakın arkadaşı Mustafa Sabri Efendi ile birlikte Müderrisin cemiyetini kurar, Mustafa Sabri Efendi'nin şeyhülislamlığa getirilmesinden sonra cemiyetin başkanlığı görevini üstlenir. Cemiyet başlangıçta bir ulema meclisi iken daha sonra Anadolu'nun itilaf devletleri tarafından işgal edilmesinden sonra ismini Teal-i İslam Cemiyeti olarak değiştirir.

İzmir'in işgal edilmesine karşı ilk karşı beyanname hazırlayan cemiyet Teal-i İslam Cemiyetidir. Bu beyannamede işgalciler eleştirilmiş, yurdun her sathında mücadele edilmesi için çağrı yapılmıştır. Cemiyet kurtuluş olarak halifeye bağlı kalmayı halifeliği kurtarmayı esas almıştı. Çünkü halifelik cemiyete göre İslam'ı ve Müslümanları temsil eden bir makamdı. Halifeliğin işgal kuvvetlerin hakimiyetine geçmesi Müslümanlar için bir felaket olurdu, bu nedenle işgalcilere karşı Müslümanlar halifelik şemsiyesi altında tek vücut olmalıydılar.

İngilizler iktidardaki Hürriyet ve itilaf Partisi'nden Anadolu'da işgallere karşı direnişe geçen milislere karşı bir fetva yayınlanmasını Şeyhülislamlıktan ister. Atıf Hoca bu şekilde bir fetvanın yayınlanmasına karşı çıkar fakat fetva hazırlanır ve Atıf Hoca ve Tahirül Mevlevi'nin karşı çıkmalarına rağmen fetva cemiyet bildirisi şeklinde yayınlanmak istenir. Atıf Hoca bu fetvanın cemiyet adına yayınlanmasına karşı çıkar ve bildiriye imza ve mühür basmaz. Teal-i İslam Cemiyetinin adı kullanılarak uçaklarla atılan bu fetvaya karşı Atıf Hoca, Vakit gazetesine bir tekzib yazısı gönderir. 23 Teşrin-i Evvel (Ekim) 1920, No: 1032 Vakit gazetesinde çıkan tekzib yazısında Atıf Hoca memleketin işgali sırasında böyle bir fetvanın yanlış olduğunu söyler ve bu fetvayı benimsemediğini ve imza koymadığını söyler.

1922'de Dolmabahçe Sarayında Huzur dersleri verir. Bu dönemde özellikle batılılaşma karşıtı yazılar yazar. Tesettür-ü Şer'i, Din-i İslam'da Men-i Müskirat (İslam dininde İçki Yasağı), Frenk Mukallitliği ve Şapka kitaplarını kaleme alır.

Şapka hakkında ki kitabını yazdıktan 1,5 yıl sonra Şapka devrimine muhalefet etmek suçundan tutuklanır. Şevket Süreyya Aydemir, Tahirül Mevlevi, Hasan Tahmilci, kızı Melahat Hanım Atıf Hoca'nın Şapkaya muhalefet etmekten tutuklandığını belirtmişlerdir.

İskilipli Atıf Hoca 4 Şubat 1926 Perşembe günü sabaha karşı Eski Meclis binasının yakınındaki çarşıda asılarak idam edilmiştir.



ULAŞIM: İskilip, il merkezi olan Çorum’a ; 55 km. uzaklıktadır. İskilip-Ankara arasındaki uzaklık ise: 210 km.dir. İskilip-Kastamonu arasındaki uzaklık: 140 km. İskilip-Osmancık arasındaki uzaklık: 92 km. İskilip-Bayat arasındaki uzaklık: 33 km.


TARİHİ: İskilip yöresinin tarihi geçmişine bakıldığında: buranın Hitit imparatorluğunun kayıp kentlerinden “İskala” olduğu tahmin ediliyor. Ayrıca: yazılı kaynaklarda, buranın Paflagonların son krallık merkezi ve Galatların ise, Ankara’dan sonraki ikinci krallık merkezi olduğu biliniyor. Paflagonyalılar, demir atlılar ülkesi olarak da bilinir.


MÖ.625 yıllarına gelindiğinde: bölgenin Lidya kralı Ardis tarafından fetih edildiği görülür. MÖ.550 yıllarında Persler ve MÖ.333 yılında ise İskender, bölgede hakimiyeti ele geçirir. MÖ.300-200 yılları arasında, bu kez: yukarıda sözünü ettiğim gibi Galatlar görülür.


1785-395 yılları arasında Romalılar var. 395-1071 yılları arasında ise, Bizanslılar. 1074 yılında,  Türkler bölgede görülürler. 1381 yılında, Kadı Burhaneddin Devleti yöreyi ele geçirir.


1866 yılında, Rus çarlığı tarafından sürgün edilen Çerkezlerin bir kısmı, İskilip yöresine gelerek yerleşirler. 1872 yılında, İskilip’te belediye teşkilatı kurulur. 1908 yılında, yörede büyük bir deprem yaşanır.


İlçenin tarihi süreç içindeki isimleri: İskila, İskelib, İmad, Direklibel olarak geçer.


GENEL: İskilip hakkında genel özellikleri verirken belirtmek istediğim ilk husus: deprem bölgesinde bulunmasıdır. Tarihi süreç içinde, burada birçok kez deprem olmuştur. Tarih boyunca depremlerle yıkılan şehir, defalarca yeniden kurulmuştur.


Evet, İskilip: İç Anadolu ve Karadeniz bölgesinin birleştiği yerde geçiş bölgesindedir. İlçe merkezinin çevresi yüksek dağlarla çevrilidir. İklim düşünüldüğünde: yazları sıcak ve kurak kışları ise soğuk ve yağışlı bir iklim egemendir.


Merkezin denizden yüksekliği: 720 metredir. Ekonomi: tarıma dayanmaktadır. Özellikle: yem bitkileri, sanayi bitkileri ve baklagiller yetiştirilmektedir. Ancak iklimin uygun olması nedeniyle, özellikle “ceviz” üretimi de yaygındır. Çünkü: İskilip, ceviz üretimi için çok uygun şartlar oluşturmaktadır.


İlçe içinden: Meydan çayı geçer ve Kızılırmak’a dökülür.


İskilip her ne kadar Anadolu’nun merkezinde olsa da, buradaki insanların ve özellikle bayanların beyaz tenli ve renkli gözlü oldukları görülüyor. 


Yöre: turizm açısından pek de azımsanmayacak özellikler taşıyor. Özellikle: tarihi evleri dikkate değer. Ama, maalesef yöre, turizme gerekli özeni ve dikkati göstermemiş ve bunun sonucunda turistik yönleri ni öne çıkaramamıştır. Yoksa, gerek Safranbolu ve gerekse Beypazarı evlerini anımsatan tarihi evleri görülmeye değerdir. Evet, yörede, ilginizi çekebilecek: ahşap evler, asırlık çeşmeler ve tarihi yapılar var. Bu çeşmelerden, 19 tanesi, geçen yıllarda, restore edilmiştir. Hatta, 200 yıllık bir çarşı bile var. Bu tarihi çarşıda: 24 dükkanda; semerciler,  dikiciler ve ayakkabıcılar var. Son aylarda, bu tarihi çarşının restore edileceği söyleniyor.


NE YENİR-NE İÇİLİR: İskilip yöresine yolunuz düşerse, yerel lezzetler içinde öncelikle önereceğim: İskilip dolması. Sonra: keşkek olabilir. Bu arada, İskilip yöresinde “turşu” da çok meşhur. İlginizi çekerse.


NE SATIN ALINIR: İskilip yöresinde, zamanı uygunsa “ceviz” satın alabilirsiniz. Aslına bakarsanız, bu ceviz olayı, İskilip yöresinde II. Dünya savaşı öncesine kadar çok çok daha önemliydi. Ancak: II. Dünya Savaşından sonra, büyük ihtimalle bilinçli olarak, ceviz kütüklerine büyük paralar verildi ve yöredeki insanlar, bu büyük paralara kanarak, bütün ceviz ağaçlarını kestiler ve kütüklerini Fransa’ya ihraç edilmek üzere, gönderdiler. Ama sonradan öğrenildi ki bu kütükler, Fransa’ya ihraç olma yanında, denize atılarak ortadan kaldırılmışlardı. Yani, amaç ceviz kütüğü değil, bu yöreye has, meşhur ceviz’in sonunu getirmekti. Evet, hikaye bu. Ama günümüzde, yine de yörede ceviz yetiştirilmeye çalışılıyor ve bir zamanlar dünyaca meşhur İskilip cevizi, yine eski günlerine dönmeye çalışıyor.


KONAKLAMA İskilip Öğretmenevi    30 oda 55 yatak kapasitelidir.            Meydan Mahallesi.Dr. Sadık Ahmet Caddesi.No.12 Telefon: 364-5118576

                          İskilipgücü sosyal tesisleri                                                          Çarşı Merkezinde


GEZİLECEK YERLER:


KALE: İlçe merkezindedir.


Kale yapısı: 100 metre yüksekliğinde ve çevresi yalçın kayalarla çevrilidir.


Kalenin Osmanlı döneminde yapıldığı düşünülüyor. Ama yinede, yaptıran ve kesin yapılış tarihi hakkında net bilgiler yok.


Yapının: üç yanı, sarp kayalıktır. Sadece, batı yönünden kaleye çıkmak mümkündür. Kalenin inşa edildiği kayalığın eteklerinde ise, Roma dönemine ait kaya mezarları görülüyor. Kalenin içinde bir zindan bulunmaktadır Ancak, bu zindan daha sonra halk tarafından  doldurularak iptal edilmiştir. Kale çevresindeki surlar ise, onarılarak günümüze kadar ulaştırılmıştır.


YİVLİK KAYASIİlçeyi bir bekçi gibi görüyor. Yivlik isminin nereden geldiği düşünülürse, bu konuda şöyle bir gerçek var. 1400’lü yılların başında: Osmanlılar ve bu yörede egemenlik kuran Kadı Burhaneddin Devleti arasında çatışma çıkar ve yapılan savaş sonunda: Osmanlı ordusu yenilir. Bunun üzerine, Kadı Burhaneddin, yörede büyük kıyımlara girişir. Özellikle: Osmanlı yanlısı İskilip halkına büyük işkenceler yapar. Takip eden  dönemde, Akkoyunlulardan Türkmen boy beylerinden Kara Yüllük Osman Bey: Sivas yakınlarında Kadı Burhaneddin ordusunu yener ve kendisini de öldürür Bunun üzerine İskilip halkı, bir minnet düşüncesiyle, bu görkemli kayaya, Osman Bey gibi heybetli olduğu gerekçesiyle “Kara Yüllük” ismini verir. Zamanla sözcüğün önündeki “kara”kelimesi unutulmuş ve burası Yüllük (Yivlik) kayası olarak anılmaya başlanmıştır.


Evet, Yivlik tepesine gidebilirsiniz. Buraya giderseniz de: mutlaka yivlik suyundan içmelisiniz. Bu suyun şifalı olduğuna inanılıyor. Zaten efsanelerden başladık ya, biraz daha hikayeleri genişletelim. Eski dönemlerde İskilip halkı, büyük bir gölün ortasında bulunan kalede yaşıyormuş ve surların dışına çıkamıyorlarmış. Ancak, kaleye kuzey ve güney yönünde, 3 km. uzunluğunda iki gizli geçit ile ulaşılıyormuş. Aynı dönemde, Yivlik kayasının eteklerinden çıkan su, çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılıyormuş. Hastalar: bu yer altı tünellerinden geçirilerek kaleden çıkarılıyor ve Yivlik kayanın eteklerinden çıkan bu şifalı suya ulaştırılıyorlarmış. Gelemeyen hastalar için ise, Yivlik suyu, tahtadan yapılmış büyük fıçılara konularak kaleye taşınıyor ve hastalara veriliyormuş. Suyun özellikle ruhsal rahatsızlıkları olanlara şifalı geldiği söyleniyor.


REDİF KIŞLASI: Kışla yapısı: kuzey-güney istikametinde, dikdörtgen planlı ve 3 katlıdır.


Binanın: 20 nci yüzyıl başlarında, Osmanlı döneminde yapıldığı düşünülüyor. I. Dünya savaşı sırasında askeri amaçlarla kullanılan yapı, daha sonraları eğitim faaliyetlerinin mekanı olarak kullanılmıştır. Ancak, bu yıkılma durumu ile karşı karşıya kalan bina, 1980’li yıllarda yapılan restorasyon çalışmalarının yarım kalması nedeniyle, halen bu tehlikeyle yüzyüze.


ŞEYH MUHİDDİN YAVSİ CAMİSİ: İlçenin en eski camisidir. İlçe merkezinde, Meydan çarşısındadır.


16’ncı yüzyıl ortalarında, Şeyhülislam Ebussuud Efendi tarafından yaptırıldığı biliniyor. Hatta: burada bir külliye oluşturulmuş ve köprü, bedesten, mektep ve handan oluşan bu külliyenin bir parçası olarak cami yaptırılmıştır. Ancak, cami hariç, külliyenin diğer eserlerinden günümüze ulaşan bir kalıntı yok.


KAYA MEZARLARIKaya mezarları; 2 tanedir. İlçe merkezinde, Osmanlı döneminde inşa edilen kalenin bulunduğu kayalığın güney ve güneydoğu eteklerinde görülmektedir. Bunların Roma dönemine ait oldukları sanılıyor. Güneydoğuda bulunan kaya mezarının girişinde, iki sütunlu, dikdörtgen bir giriş var. Sütunların başlıklarında bulunan bileziklerde, birer aslan heykelcikleri görülüyor. Bunlar: oturur vaziyette betimlenmiştir. Mezar odasının içinde ise, iki adet ölü sekisi var.